ŞEHİRDEN İNDİM KÖYE :

Oldukça lüks bir hayat yaşıyordum. On sekiz yaşında olmama rağmen her şeyden sıkılmıştım. Yapacak vakit geçirecek hiçbir şey bulamıyordum. Ne arkadaşlarımla olmak. Ne sağa sola gitmek hiçbir şey ama hiçbir şey tat vermiyordu. Şurdan şuraya yürümeye üşeniyor arabamla gidiyordum. Yine böyle canımın sıkıldığı bir gün arkadaşım mine telefon açtı. Babamın arkadaşı bizi köye davet ediyor sende gelsene dedi. İlk önce bu teklif hiç cazip gelmese de oradaki yaşantının beni güldüreceğini düşündüm ve kabul ettim. Ertesi sabah mine minenin ailesi ben ve ablam yola çıktık. Köye yaklaştıkça taştan evler kırık dökük ahırlar görünmeye başladı. Mine durmadan gülüyordu o gülünce dayanamıyor bende gülüyordum. Şu evlere bak şu kokmuş ahırlara diyor katıla, katıla gülüyordu. Gerçekten çok komik geliyordu böyle bir yerde yaşamak benim için işkenceden farkı yoktu. Canımın sıkıntısı gitmeye başlamıştı iyi ki de gelmişim dedim. Biraz daha ilerledikten sonra kocaman bir bahçesi olan tek katlı tek odalı gibi görünen büyük bir köy evinin önünde durduk. Kapı açıldı içerden altlarında şalvarları olan ne söyledikleri anlaşılmayan bir takım insanlar arabaya doğru koşmaya başladılar. Hoş geldiniz dediler arabadan indik mine beni dürtüyor gülmemek için kendini zor tutuyordu. Şunların giydiklerine bak deyip, deyip gülüyordu bende gülüyordum ablam durmadan ayıp diyor bizi uyarıyordu. İçeri girdiğimde tezek kokularını fark ettim. Ortada bir soba kuruluydu üstünde fokur, fokur kaynayan su güğümleri vardı. Burada nasıl yemek yiyeceğiz dedi mine. Gerçekten ilk bakışta insanın iştahını kesen bir görüntü vardı. O akşam yanımızda getirdiğimiz krakerlerle idare ettik. Gece olduğunda bize bir odada verdiler yere yer döşeği açtılar. Mine ile beraber yatacaktık burada. İçerisi sıcacıktı. Mine yatar yatmaz uykuya daldı. Beni uyku tutmamıştı pencereden dışarıya baktım. Alabildiğince kar yağıyordu. Dışarda hala insanlar vardı ve soğuğa aldırmadan odun çalı çırpı taşıyorlardı. Hanımlar ise kapıda beylerini karşılıyor bir bardak su ayran ikram ediyorlardı. Çok geçmeden gözlerim kapanmaya başladı. Mine’ nin yanına girdim ve uyudum. Sabah horoz sesiyle uyandığım da güneş çıkmıştı. Hemen pencereye koştum. Dışarısı cıvıl, cıvıldı. Kadınlar ekmek açıyor inek sağıyorlardı. Nedendir bilmem ama bu manzara çok hoşuma gitmişti.  Üstüme sıkıca giyinip dışarı çıktım. Ekmek yapan hanımın yanına gittim. Bana gülümsedi iyi uyudun mu kızım dedi. Evet dedim ne yapıyorsunuz dedim. Buna sac ekmeği yani yufka ekmek derler bak orda peynir var içine katta sıcak, sıcak ye dedi. Gerçekten harika bir tadı vardı. Siz kaçta kalkıyorsunuz diye sordum. Burada herkes sabahın ilk ışıklarıyla kalkar herkes bir işe koşturur dedi. Herkesin yüzünde mutluluk vardı. Bense yürümeye bile üşeniyordum. Kendimden utandım. Ayağa kalktım acaba bende inek sağabilir miyim dedim. Tatbiki sağarsın gel sana gösterim dedi.  Birlikte inek sağdık çalı çırpı odun taşıdık hatta ekmek bile açmayı öğrenmiştim.  Yolda gelirken güldüğüm komik bulduğum insanlar aslında ne kadar değerli takdir edilecek insanlarmış bunu anlamaya başlamıştım. Hiç canım sıkılmamıştı o kadar çok yapacak şey buldum ki akşamın olduğunun farkına bile varmamıştım. Mine nin babası haydi gidiyoruz dediğinde gerçekten çok üzülmüştüm. Çok güzel duygularla ayrıldım o akşam köyden. Evimize gelene kadar da yaşadıklarımı düşündüm. Hayata küsmüş hiçbir şeyden tat almayanlar arada bir şehirden köye inmeli diye düşündüm.

Evet sevgili okurlarım sizin de canınız sıkılıyor ise denemelisiniz. Sağlıkla esen kalın…

Did you like this? Share it:
Yazar
Yazar
Son 15 Senedir sanal alemde takılan birisi olarak sohbet chat sitelerı kurup satışlarını yaptım son 2 sendır seo ve Arama Motoru Optimizasyonu Uzmanı olarakta Devam etmekteyim...
Twitter Facebook Google Linkedin Flickr YouTube

Önceki Yazı:Türkiye’de Türk Sorunu mu Yoksa Kürt Sorunu mu Var!?

Sonraki Yazı:ÇOBAN VE ZENGİN KIZ

BENZER YAZILAR
YORUMLAR
SİZ DE CEVAP YAZABİLİRSİNİZ
Bu yazı hakkında görüşünüzü belirtin.

kamera izmir